Yazı Detayı
08 Aralık 2019 - Pazar 23:27 Bu yazı 314 kez okundu
 
Hercai
Uğur Demircan
ugurdemircan@outlook.com
 
 

Sokağın en perişan eviydi. Çatısındaki eksik kiremitler taş ve tahta parçalarıyla tamamlanmış, ahşap duvarlarındaki açıklıklar, paslı gaz yağı ve peynir tenekeleriyle kapatılmıştı. Kışın, kırık bacasının her yerinden ince ince dumanlar tüten ev, önünden bir kamyon geçince, ölüm yoklamış hasta gibi titriyordu. Sahibi, biraz daha zengin bir muhite taşınalı epey olmuş, bu köhne evi de bakım yaptırmadan kiraya vermişti. Doğal olarak kirası düşük, kiracısı yoksuldu.

Belirli bir işi yoktu kiracı Seyit'in. Ailesinin, dört kızdan sonra olmuş, tek oğluydu. Babası, ilçede variyetli sayılan kişilerdendi ki Seyit de bu varlığı sonuna kadar yiyip bitirmişti, gençliği boyunca. Şımarık büyütüldüğü, babasının ona hiç kıyamadığı, dört ablasının karşısına dizilip, kendisine hizmete mecbur kılındığı, bilinirdi. "Hepinizi keser, oğluma yediririm!" derdi babası.

Bu rahat yaşamın sonucu olarak; işten güçten anlamayan, çalışmaktan kaçan biri olarak büyümüştü. Emir altına girmeyi sevmediğinden, girdiği birçok işten kovulmuştu. Günübirlik bulduğu işlere gider, içkiye gidecek yevmiyeyi doğrulturdu.

Karısı Gülnaz, apartman mahallesindeki evlere temizliğe gider, parasını kocasına getirirdi. Ücra ve yoksul bir köyde doğup büyümüş, o bölgede askerliğini yapan Seyit'e kaçmıştı. Tahmin edileceği üzere Seyit'in askerliği de epey sorunlu geçmiş, kavga etmediği üst, yemediği ceza kalmamıştı.

Bir oğulları olmuştu evlendikleri yıl. Adını Ramazan koydu Seyit. Babasının adıydı. İlk oturdukları gecekondudan, Postane sokağına taşındıklarında üç yaşındaydı Ramazan.

Varlıklı ve savruk gençliğin ardından gelen bu parasız yıllar Seyit'e ağır geliyor, onu giderek daha mutsuz ve öfkeli birine dönüştürüyordu. Hemen her gece eve sarhoş geliyor, dışarıda ettiği kavgaların izleri yüzündeyken, benzerlerini Gülnaz'a hediye ediyordu. Gülnaz'ın korku dolu bekleyişleri ve bîçare çığlıklarla geçen geceleri, Ramazan'ın çocuk hafızasında yer etmekte ve gün be gün meyvesini vermekteydi. Re'leri söyleyemiyordu çocuk. Düzelmesini beklediler, olmadı. Kaderin garip bir cilvesi olarak, kendi adını hiç bir zaman tam söyleyemeyecekti.

Penceredeki hercailerine su veriyordu Gülnaz. Sarılı, morlu çiçekler, ona köydeki anasının çiçeklerini hatırlatıyordu. Onlara baktıkça, o küçük kız çocuğuna dönüşüyordu yeniden. Köy yerindeki fakirlikten gelmiş, şehirdeki fakirliği yaşamaya başlamıştı. Çiçekler de aynıydı, yaşamı da. Değişen tek şey, duvardaki renkli takvimin yapraklarıydı.

Senenin başında o takvim mutlaka alınırdı; duvara asmadan önce bütün bir seneyi okumaya bayılırdı Ramazan. Fıkralar, karikatürler, sevimli kedi resimleriyle doluydu takvim onun için. Annesi içinse, yapamayacağı pahalı yemek tarifleri, uygulayamayacağı mutlu aile önerileriyle doluydu. Birbirinin aynısı günlerini saymaya yarıyordu sadece.

Yaz sonuydu. Sokağın yaz boyu güneş yemiş Arnavut kaldırımlı taşları henüz soğumadıysa da sobalar kurulmaya başlamıştı. Delik borular, kovalar, tenekeciler çarşısında tamir ettiriliyor ya da yenisi getiriliyordu. Kömür kamyonları yıllık mesailerine başlamışlardı. Mahalleye kömürleri döken Cüce Durmuş'un kamyonunun homurtusu, gün aşırı duyulur olmuştu artık. Ramazan, adama neden cüce dendiğini anlamıyordu. Boyu kısa da değildi aslında.

Böyle bir akşam, eve geç döndü Ramazan. Çocuklarla uzak bir mahalleye gitmiş; o mahallenin çocuklarıyla çift kale maç yapıp, sonunda da kavga ederek kaçıp gelmişlerdi. Yorgunluk ve heyecan kulaklarına kadar kızartmıştı hepsini. Hava neredeyse kararmıştı ve annesinin kızacağından emindi. Çekine çekine çaldı kapıyı. Açan olmadı.

Biraz oturdu kapı önünde. Normalde annesi kendinden önce eve geldiği için, Ramazan'ın anahtarı yoktu. Çocukların anahtarı olmazdı zaten. Sokaktan geçenlerle lâfladı. Annemin işi uzadı bugün herhalde, diyordu. Gel bize, diyen oldu komşulardan; gitmedi.

Babasının dürtmesiyle uyandı. Uyuyakalmıştı kapı önünde. Üşümüştü. Babası açtı kapıyı; girdiler. Saat çok geç olmuştu.

Mutfakta yemek yoktu o gün ilk defa. Tezgâhın üstünde, Ramazan'ın kahvaltısının bulaşıkları duruyordu hâlâ. Seyit, yatak odasına baktı. Yüklükteki çamaşırları da yoktu Gülnaz'ın.

Sedire oturup bir sigara yaktı. Bir şey söylemeden yere bakıyordu. Ramazan da babasına bakıyordu. Hiç bir şey konuşmuyorlardı. Saatin tik takları dışında evde ses yoktu. Postane sokağında o gece, bacası tütmeyen tek ev onlarınkiydi.

Şubat 2017 – İzmir

 
Etiketler: Hercai,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Özlü Sözler
Bircok insan mutluluğu burnunun üstünde unuttuğu gözlük gibi etrafta arar.


Konfüçyus
Bir Hadis
Allah Rasûlü; “Din nasihattır, samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.


SADİ
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Modül 10

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

,