Yazı Detayı
07 Ağustos 2020 - Cuma 23:06 Bu yazı 320 kez okundu
 
Ziyaret
Uğur Demircan
ugurdemircan@outlook.com
 
 

Gıcırtıyla duran yüz seksen sekiz numaralı otobüsten inince, başından bir kova sıcak su dökülmüş gibi hissetti. Otobüs klimalıydı, dışarısı ise gerçekten çok sıcaktı. Bu kadar nemli bir havada nefes almak zor geliyor, adeta suyun içinde yürür gibi hissediyordu. Şehir yine koca bir insan akvaryumu gibiydi. Alışamayacaktı bu kentin havasına.

Cadde üstünde, durağın hemen arkasındaydı hastane. Beyaz demirli duvarlarına, yağlı boya resimler yapılmıştı bir uçtan bir uca. Sıra sıra dağlar, palmiyeler, çiçekler çizilmişti renk renk. İçerideki sıkıntılı hayatları gizlemek için ne çok boya kullanmışlar, diye düşündü.

Eski bir politikacının adının verildiği bu cadde geniş olmasına rağmen, trafiği yine de yoğundu. Hastanenin karşısı, yolun öbür yanı, hastaneden sonra yapılmış gibi görünen yeni ve yüksek apartmanlarla doluydu. Bir kaçında gezdirdi bakışlarını. O binalarda oturanları düşündü. Ne manzaraydı ama onlarınki de! Balkonda oturup, hastanenin bahçesindeki bedbahtları izleyerek, kendi hallerine şükrediyorlar mıydı acaba? Onlara baktıkça, kendi hayatları normalleşiyor muydu? Kendilerini 'akıllı' hissediyorlar mıydı, karşıdaki 'deli'lere bakarak!

Elindeki çiçeği inceledi, bozulan yerlerini düzeltti. Çarşıdan alıp getirmişti otobüsle. Hastane önündeki çiçekçilerden almıyordu. Son anda aklına gelmiş gibi olmayı istemiyordu. Her ne kadar ziyaret ettiği 'hasta'nın bunu umursayacak hali olmasa da o, bu tip ince düşüncelerin adamıydı. Biraz da takıntılıydı doğrusu. Şimdi meselâ, hastanenin giriş kapısına doğru ilerlerken önüne denk gelen şu kadın onu takip ettiğini zannedebilir diye durup eğilmiş, ayakkabılarının bağcıklarını çözüp tekrar bağlamıştı bir kaç kez, kadın uzaklaşana dek.

İşte böyle, kimsenin umurunda olmayan şeyleri fazlasıyla önemserdi genellikle. Belki o da duvarın iç tarafında olmalıydı, kim bilir? Ziyaretleri arttıkça, içeridekilerle dışarıdakiler arasında fark görememeye başlamıştı aslında. Kim doğru kararlar verebilirdi ki gerçekten? Ölçüt neydi? Hayatın getirdikleri karşısında, kim sağlıklı tepkiler verebilirdi ve kim bunun, tam olarak yapılması gereken şey olduğuna hükmedebilirdi? Onun içeride ya da dışarıda olması gerektiğine karar veren mekanizma belki de sadece tesadüftü. Zamanlama hatasıydı belki bazen. Yanlış zamanda yanlış yerde olan insanlar doğru karar veremiyordu belki. Öyle ya, bir annenin kendi çocuklarını öldürmesi neyle açıklanırdı?

Ziyaret saatiydi. İlk yıllarda, hasta ‘tutuklu hükümlü’ bölümündeyken ve kendisi de hastanın birinci derece yakını olmadığı için çok geri çevrilmişti bu kapıdan ancak sonra doktorun verdiği yazılı bir izin sayesinde girebilmeye başlamıştı. Bunda, hastanın yıllar içinde sergilediği uysal hâlin payı da büyüktü.

Girişteki keskin köşeli güvenlik binasından sonra, sarıklı bir heykel karşılıyordu gelenleri: Çok eski bir hekimdi bu, hastane bahçesinde tunç bir kalıba hapsedilip ölümsüzleştirilen. Sonra, sağlı sollu ağaçlar arasındaki uzun yolu yürüdü yine. Bahçe içinde, az katlı ve geniş binalardan oluşuyordu hastane. Çeşit çeşit bodur ağaçlar ve rengârenk çiçeklerle huzurlu bir ortam yaratmaya çalışmışlardı lâkin o da sahteydi. Hayattaki her şey gibi... Ağaçların dikildiği yerler, aralarındaki mesafeler hep santim santim hesaplı ve ölçülüydü. Her gelişinde inceliyordu, ezberlemişti adeta. Çiçek tarhları içindeki türler, belli bir sıraya ve tasarım fikrine göre dikilmişti. Sonra, çimler bile gerçek değildi. Gülümsedi. Uzamasına fırsat verilmedikten sonra ona çimen denir miydi? İnsanları şekillendirmeye, çevresinden başlıyorlar, diye düşündü. Hiç kimseyi ve hiç bir şeyi, kendi haline, olağan gelişimine bırakmıyorlardı artık. Modern zamanlarda her şey planlı ve amaçlı olmalıydı. Devir hesap devriydi. Faydacılık devriydi. Değil mi ki koskoca güneşin ve dünyanın hareketlerini bile çentik çentik bölmüşler, takvimleri, saatleri icat etmişlerdi, insanlar da buna uyacaktı. Uymayanlar, beyaz demirli, resimli duvarlar arkasında 'uyduruluyorlardı'.

İşte yine oradaydı kadın. Beyaz pijamasının üstündeki bal rengi yeleğine sarılmıştı her zamanki gibi. Sundurmanın gölgesindeki banka oturmuş, karşısındaki ağacı, daha doğrusu ağacın dibindeki kediyi izliyordu. Bulduğu bir simit parçasını kemiriyordu kedi. Öyle izliyordu ki kadın, sanki o an tüm dünya durmuştu ve sadece o kedi hareket ediyordu. Sadece o kedi vardı bakmaya değer. Kedi yavaş yavaş çiğnedikçe, o bakmaya devam ediyordu. Kedi, çevresinde bir hareket sezip durdukça o izliyordu. Kedi, yaklaşan birine, yiyeceğini çalacak zannıyla kızgın sesler çıkarırken de izlemeye devam ediyordu. Öyle bir sükûnetle izliyordu ki sanki kedi gittikten sonra da orayı izlemeye devam edecekti.

Orta yaşın üstündeydi artık solgun tenli kadın. Altın sarısı saçları ağarmaya başlamıştı. Hiç değişmeyen masmavi gözlerinin çevresi, derin kederlerin gölgeleriyle dolmuş, bakışlarındaki ifade, yalnızca bilenlerin anlayacağı şekilde, yaşadığı o meş'um günün ızdırabıyla donuklaşmıştı.

Yanına oturdu sessizce. Kendisini fark etmesini bekledi yine. Bazen dakikalarca sürüyordu bu. Biraz sonra başını kaldırdı kadın, sessizce ona baktı, döndü önüne yine. Bakışında hâlâ bir ifade yoktu. Hiçbir söz de söylemiyordu. Geçen yıllara rağmen bir şey değişmemişti. Adam kilometrelerce öteden gelmiş, sonra da ayrılamamıştı o şehirden. İş bulmuş, küçük de bir otelde kalmaya başlamıştı. Gün aşırı ziyaretine gelir, çiçek getirirdi. Yan yana, bazen karşılıklı ama hep sessizce otururlardı. Doktora göre bu durum iyiydi aslında. Tanımadığı hiç kimseyi yanına yaklaştırmıyordu normalde. Onu tanıyordu ve kabul ediyordu sessiz dünyasına. Bu bile yeterliydi.

Maruz bırakıldığı sıkıntı, baskı ve korkunun etkisiyle geçici bir ruhsal parçalanma yaşamıştı yıllar evvel, doktorun deyişine göre. Adına cinnet de denilen bu buhranın sonucu ise korkunç olmuştu. Öyle ki kendi eliyle gerçekleştirdiği faciadan doğan travma, atlatılır gibi değildi. O da, içine kapanmıştı bunun sonucunda. Dış dünyanın ona verebileceği bir şey yoktu artık.

Gençliğinde ne kadar güzeldi oysa. Akıllıydı, hayat doluydu. Çevresindekiler gıpta ederlerdi edasına, cilvesine. Muhteşem bir hayatı olacak gibiydi. Ancak insan gençken de bir nevi yarı-deli oluyordu işte; doğru kararlar veremiyor, doğru insanı seçemiyordu. O yanlış insanla girdiği ve yıllar boyu evi bildiği o meyusiyet mağarasından ise sonunda elinde kanlı bir bıçakla çıkmıştı!

Kedinin terk ettiği ağacın üst dallarında telaşlı bir hareketlenme yaprakları sallıyordu şimdi. Tüm ömrü o bahçede geçmiş bir sincap, yuvasına girip çıkıyor, hızlı ve ürkek tavırlarla palamut istifine devam ediyordu. Yuvasından aşağı bakmayı akıl edebilecek olsaydı; karşıdaki bankta, hayatın ortasında yapayalnız kalmış iki insanı görecekti. Biri, bu dünyada elinde avucunda ne varsa bir anda yok ederek sonsuz pişmanlık denizinde kaybolmuş, diğeri ise umutsuz bir aşka tüm ömrünü vakfetmiş iki insanı…

Ziyaret saati bitince; ruhları kilit altında tutan, sinirleri ilaçla sakinleştiren hastane derin bir sessizliğe gömüldü. Biri içeride biri dışarıda iki insan, iki umutsuz vaka, bir sonraki ziyaret gününde yine birlikte yalnız kalmak üzere bekleyişe çekildiler. Hava yapış yapıştı. Bu şehir sadece uyurken yaşanılır oluyordu.

Aralık 2016, İZMİR

 
Etiketler: Ziyaret,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
15 Nisan 2020
Tarih ve Türk tarih kurumu
604 Okunma.
12 Nisan 2020
Babamın Sözcükleri
665 Okunma.
29 Mart 2020
Rüya
450 Okunma.
29 Ocak 2020
Vazife
792 Okunma.
02 Ocak 2020
Tercih
618 Okunma.
08 Aralık 2019
Hercai
730 Okunma.
02 Aralık 2019
Kırık
441 Okunma.
01 Kasım 2019
Gelin
667 Okunma.
28 Eylül 2019
Yine
592 Okunma.
09 Eylül 2019
Okumak
629 Okunma.
03 Eylül 2019
Kefaret
539 Okunma.
03 Ağustos 2019
Leylâ
668 Okunma.
06 Temmuz 2019
Devridaim
512 Okunma.
17 Haziran 2019
Sükût
603 Okunma.
16 Mayıs 2019
Uzaklardan bir serzeniş
592 Okunma.
11 Nisan 2019
Kumar
852 Okunma.
04 Mart 2019
Kar
774 Okunma.
25 Şubat 2019
Fotoğraf
709 Okunma.
17 Şubat 2019
Etiket
807 Okunma.
10 Şubat 2019
Sait Faik
769 Okunma.
03 Şubat 2019
Şirince'nin aksi
838 Okunma.
27 Ocak 2019
Araf
760 Okunma.
21 Ocak 2019
Küçük Kıyamet
770 Okunma.
13 Ocak 2019
Büyük kıyamet
676 Okunma.
06 Ocak 2019
Kar
843 Okunma.
29 Aralık 2018
Ercan Hoca'ya
785 Okunma.
23 Aralık 2018
Madde, mânâ, kelâm
729 Okunma.
16 Aralık 2018
Harften cümleye
804 Okunma.
09 Aralık 2018
Yılların ötesinden bir fotoğraf
810 Okunma.
02 Aralık 2018
İmece müzesi
762 Okunma.
25 Kasım 2018
Kâğıt, kalem ve yazma üstüne
845 Okunma.
18 Kasım 2018
İzmir
906 Okunma.
11 Kasım 2018
İndiroid market
824 Okunma.
04 Kasım 2018
Makas
823 Okunma.
28 Ekim 2018
Kemal Sunal
817 Okunma.
21 Ekim 2018
Ayna ayna
837 Okunma.
14 Ekim 2018
Yazmaya dair
865 Okunma.
07 Ekim 2018
Başarı
977 Okunma.
30 Eylül 2018
Düzeltme ve gurur
998 Okunma.
23 Eylül 2018
Sinemada seyredilen ilk film
880 Okunma.
16 Eylül 2018
Şi-irsaliye
835 Okunma.
09 Eylül 2018
Facebook'tan öğrenilenler
939 Okunma.
02 Eylül 2018
Nehir
923 Okunma.
26 Ağustos 2018
Telâki
1116 Okunma.
19 Ağustos 2018
Plure(S) Vıtae (gerçek yaşam)
987 Okunma.
12 Ağustos 2018
Okumaya mı geldik?
1032 Okunma.
05 Ağustos 2018
Okuma aşkı
1154 Okunma.
30 Temmuz 2018
Ne için yazıyorum?
1100 Okunma.
23 Temmuz 2018
Fan davası
1107 Okunma.
15 Temmuz 2018
Çocukluğum
1277 Okunma.
08 Temmuz 2018
Bilinç akışı
1292 Okunma.
02 Temmuz 2018
yaşayanlar morgu
1174 Okunma.
28 Haziran 2018
Uçurum
1225 Okunma.
18 Haziran 2018
Son salıncak
1219 Okunma.
11 Haziran 2018
Gececi
1298 Okunma.
03 Haziran 2018
Vapurda
1292 Okunma.
28 Mayıs 2018
Adam suretli böcekler
1304 Okunma.
21 Mayıs 2018
Kavşak
1239 Okunma.
13 Mayıs 2018
Sigara
1286 Okunma.
06 Mayıs 2018
Kuğulu park
1455 Okunma.
30 Nisan 2018
Suya düşen balık
1319 Okunma.
22 Nisan 2018
Görünmez kitap ve daktilo
1285 Okunma.
16 Nisan 2018
Müstehzi
1239 Okunma.
09 Nisan 2018
Pasaj
1365 Okunma.
25 Mart 2018
Hiç artı sıfır
1347 Okunma.
18 Mart 2018
AH-lep
1339 Okunma.
15 Mart 2018
Amcamın paraları
1688 Okunma.
Haber Yazılımı